Başkan Gündüzalp ve Yönetimi Genç Çiftleri Yalnız Bırakmadı
Başkan Gündüzalp ve Yönetimi G...
22:12Serkan Şimşek’ten Adem Korkmaz’a Eleştiri: “Freni Boşalmış B...
Serkan Şimşek’ten Adem Korkmaz...
12:01Korkuteli’nde Genç Adam Kayıp: Görenlerin 112’yi Araması İst...
Korkuteli’nde Genç Adam Kayıp:...
11:41BUTSO Başkanı Yusuf Keyik Yeniden Adaylığını Açıkladı: İşte...
BUTSO Başkanı Yusuf Keyik Yeni...
Serkan Şimşek, AK Parti Burdur Milletvekili Adem Korkmaz’ın son dönemdeki açıklamalarını ve kamuoyuna yansıyan tutumunu eleştirdi.
Korkmaz’ın kurumlar, belediyeler ve parti teşkilatlarıyla yaşadığı öne sürülen gerilimlere dikkat çeken Şimşek, “Sayın Vekil, siz gerçekten kiminle mücadele ediyorsunuz?” diye sordu.
Adem Korkmaz nereye koşuyor? Freni boşalmış bir TIR gibi…
Siyasette eleştiri önemlidir.
Hatta iktidar partisinin milletvekilinin kendi teşkilatını, belediyelerini, bürokratlarını ve kamu yönetimini gerektiğinde eleştirebilmesi demokrasinin doğal bir sonucudur.
Ancak burada başka bir soru ortaya çıkıyor:
Eleştiri ne zaman kendi partine zarar vermeye başlar?
Burdur’da son dönemde AK Parti Milletvekili Adem Korkmaz’ın açıklamaları ve kamuoyu önündeki tavrı üzerinden tam da bu soru konuşuluyor.
Çünkü ortaya çıkan tablo, birçok kişide şu düşünceyi oluşturuyor:
“Adem Korkmaz, iktidar partisinin milletvekili gibi mi davranıyor, yoksa muhalefet milletvekili gibi mi?”
Elbette Sayın Korkmaz’ın kendine göre gerekçeleri, bildiği gerçekler ve kamuoyuna açıklamadığı nedenleri olabilir.
Fakat siyaset yalnızca niyetlerle değil, oluşturduğu sonuçlarla da değerlendirilir.
Cumhurbaşkanının temsilcisi olan mülki idare amirleri neden sürekli tartışmanın merkezinde?
Bir milletvekilinin Valiyi veya Vali Yardımcısını eleştirmesi elbette mümkündür.
Ancak devletin ildeki en üst temsilcisi konumundaki bir Valiyi kamuoyu önünde sert biçimde eleştirmek, hatta “kayyum” benzetmesi üzerinden tartışmaya açmak, iktidar partisinin bir milletvekili açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir durumdur.
Çünkü vatandaşın gözünde milletvekili ile devletin mülki idare amiri arasında yaşanan her gerilim, yalnızca kişisel bir tartışma olarak kalmaz.
Devlet kurumları tartışmanın içine çekilir.
Peki bunun kazananı kim olur?
İktidar mı?
Yoksa muhalefet mi?
İşte asıl soru burada.
Kurum müdürleri, teşkilat, milletvekili arkadaşları…
Burdur küçük bir şehir.
Burada kimin kiminle görüştüğü, kimin kimle küstüğü, kimin hangi toplantıya katıldığı, kimin hangi cümleyi söylediği kısa sürede kamuoyunun gündemine geliyor.
Son dönemde kulislerde konuşulan iddialardan biri de Sayın Korkmaz'ın bazı kurum müdürleriyle, parti teşkilatlarıyla ve kendi siyasi çevresiyle sorunlar yaşadığı yönünde.
Yine kendi partisinin diğer milletvekiliyle ilişkisinin gergin olduğu, önceki dönem AK Parti milletvekilleriyle de sağlıklı bir siyasi diyalog kurulamadığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
Fakat asıl mesele şu:
Eğer bir milletvekili, siyaset yapması gereken çevrenin büyük bölümüyle problem yaşıyorsa, burada durup “Acaba sorun nerede?” diye sormak gerekmez mi?
Çünkü siyasette yalnız kalmak bazen güç göstergesi olabilir.
Ama sürekli yalnızlaşmak, farklı bir anlam taşır.
Gölhisar meselesi neden bu kadar dikkat çekiyor?
Gelelim Gölhisar'a…
Burdur'un ikinci büyük ilçesi.
Son yıllarda önemli yatırımlar alan, ilçenin sosyal ve fiziksel çehresini değiştiren çalışmalar yapan bir belediye.
Millet Bahçesi bunlardan biri.
Üstelik yalnızca bir yeşil alan değil; içerisinde bulunan donatılarıyla ilçenin yanı sıra çevre yerleşimlere de hizmet verebilecek bir yaşam alanı olarak öne çıkıyor.
İlçenin imar ve iskân çalışmaları, spor yatırımları, spor kompleksleri, aqua park gibi sosyal projeleri de Gölhisar'ın bölgesel ölçekte iddiasını artıran çalışmalar arasında gösteriliyor.
Dolayısıyla insan ister istemez soruyor:
Böyle bir ilçenin belediyesiyle iktidar partisinin milletvekilinin daha güçlü bir koordinasyon içerisinde olması gerekmez mi?
Belediye Başkanı kendi partisinden.
Milletvekili aynı partiden.
Merkezi hükümet aynı siyasi yapıdan.
Teşkilat aynı siyasi yapıdan.
O halde bütün bu aktörlerin birbirini kamuoyu önünde yıpratması yerine, “Bu ilçeye daha ne kazandırabiliriz?” diye yarışması gerekmez mi?
Bir belediye başkanını halkın ve basının önünde azarlamak yerine, varsa eksiklerini kapalı kapılar ardında konuşmak daha doğru olmaz mı?
Siyaset biraz da budur.
Peki teşkilat ne yapacak?
Bence meselenin en önemli tarafı burası.
Çünkü milletvekili ile belediye başkanı tartışırsa, tartışma iki kişi arasında kalabilir.
Ama milletvekili ile teşkilat arasında gerilim oluşursa, bunun bedelini bütün teşkilat öder.
İlçe belediyeleri merkezi hükümetten aldıkları yatırımları ve destekleri vatandaşlarına anlatmak isterken, eğer sürekli olarak “Milletvekilimiz aslında şunu demek istedi…” diye milletvekilini savunmak zorunda kalıyorsa, burada ciddi bir iletişim problemi var demektir.
Teşkilatın işi milletvekilini savunmak değil.
Teşkilatın işi hizmeti anlatmak, vatandaşa ulaşmak ve seçim zamanı sandıkta mücadele etmektir.
Üstelik Burdur AK Parti teşkilatlarının bugüne kadar büyük ölçüde sorunsuz ve disiplinli bir siyasi yapı görüntüsü vermesi, bu tartışmaları daha da önemli hale getiriyor.
Muhalefetin ekmeğine yağ mı sürülüyor?
Şimdi biraz da siyasetin diğer tarafına bakalım.
Burdur gibi küçük bir şehirde iktidar partisinin içerisinde yaşanan her tartışma, muhalefet açısından doğal olarak bir fırsata dönüşür.
Çünkü seçim kazanmanın yalnızca oy artırmakla değil, rakibin hata yapmasını beklemekle de ilgili olduğunu siyaset bilen herkes bilir.
Eğer vatandaş;
“Milletvekili kendi partisinden memnun değil.”
“Partilileriyle arası iyi değil.”
“Belediyelerle problem yaşıyor.”
“Kurumlarla tartışıyor.”
gibi bir algıya kapılırsa, bunun siyasi faturası yalnızca Adem Korkmaz'a çıkmaz.
AK Parti'nin tamamına çıkar.
İşte bu nedenle Sayın Korkmaz'ın attığı her adımın yalnızca kendi siyasi kariyeri açısından değil, temsil ettiği parti açısından da değerlendirilmesi gerekir.
Sayın Vekil bize kızabilir…
Şimdi bu yazı nedeniyle Sayın Adem Korkmaz'ın bize kızması da mümkündür.
Kırılması da…
Belki “Bunlar nereden çıktı?” diye sorabilir.
Belki de bütün bu eleştirilerin haksız olduğunu söyleyebilir.
Bunların hepsine saygımız var.
Ancak gazeteciliğin görevi sadece alkışlamak değildir.
Bazen insanın yüzüne söylemekten çekinilenleri kamuoyunun önüne koymaktır.
Muhtarların söylemek isteyip söyleyemediği…
Partililerin kendi içerisinde konuşup kamuoyu önünde dile getiremediği…
Belediye başkanlarının makam ilişkileri nedeniyle açıkça ifade edemediği…
Muhalefetin ise işine geldiği için yüksek sesle söylemekten memnun olduğu…
bir takım meseleleri masaya yatırmak da bizim görevimiz.
Ve bugün Burdur'da sorulan soru şu:
Adem Korkmaz neden herkesle mücadele ediyor gibi görünüyor?
Kurumlarla…
Belediyelerle…
Teşkilatlarla…
Siyaset arkadaşlarıyla…
Önceki dönem milletvekilleriyle…
Ve zaman zaman devletin yereldeki temsilcileriyle…
Peki geriye kim kalıyor?
İşte bunu Sayın Korkmaz'ın kendisinin düşünmesi gerekiyor.
Freni boşalmış TIR nereye gider?
Bir milletvekili kendi partisinin yanlışını görüyorsa söylemeli.
Belediyenin yanlışını görüyorsa uyarmalı.
Bürokratın hatasını görüyorsa gündeme getirmeli.
Ama bütün bunları yaparken bir şeyi de unutmamalı:
Siyaset, yalnızca haklı olma sanatı değildir. Aynı zamanda doğru zamanda, doğru yerde, doğru üslupla hareket etme sanatıdır.
Çünkü bazen söylediğiniz sözün içeriği doğru olsa bile, söyleyiş biçiminiz kendi hanenize eksi olarak yazılabilir.
Ve bugün Burdur'da oluşan tablo, bazı çevrelerde gerçekten de şu benzetmeyle anlatılıyor:
“Freni boşalmış bir TIR gibi, kendi partisine doğru yokuş aşağı gidiyor.”
Bu benzetme ağır.
Ama belki de tam bu nedenle üzerinde düşünmeye değer.
Sayın Adem Korkmaz'ın önünde hâlâ zaman var.
Belki söylediklerinden pişman olduğu noktalar vardır.
Belki bazı çıkışlarının arkasında kamuoyunun bilmediği başka gerekçeler vardır.
Belki de bizim göremediğimiz bir siyasi hesap vardır.
Bunların hepsini zaman gösterecek.
Ama bir gerçek var:
Bir milletvekili kendi partisinin içerisinde ne kadar güçlü olursa olsun, sürekli çatışma görüntüsü veriyorsa yalnızca karşısındakini değil, zamanla kendisini de yıpratır.
Ve Burdur'da artık herkesin sorduğu soru şu:
“Sayın Vekil, siz gerçekten kiminle mücadele ediyorsunuz?”
Çünkü siyaset arenasında bazen en tehlikeli rakip, karşınızdaki parti değil…
kendi tarafınızda oluşan kırgınlıkların toplamıdır.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir